Kültürel miras diplomasisi, medeniyetlerin izlerini koruma, bu değerleri gelecek nesillere aktarma ve uluslararası iş birliği çerçevesinde ortak kültürel zenginlikleri kutlama misyonunu taşır. Bu alan, tarihi eserlerin korunmasından geleneksel bilginin yaşatılmasına kadar geniş bir çerçevede katkı sağlar.
Ulusların kültürel mirasları, sınırları aşarak farklı kültürler arasında bir bağ kurar. Bu bağlamda, diplomatik kanallar yoluyla geliştirilen iş birliği, tarihî ve kültürel bağların güçlenmesini, çatışmaların yerini diyalogun almasını sağlar.
Kültürel miras, sadece estetik ve tarihi bir değer taşımaz; aynı zamanda turizm, yerel kalkınma ve küresel ekonomik büyüme için de bir kaynak oluşturur. Kültürel miras diplomasisi, ekonomik sürdürülebilirlik ile kültürel değerlerin korunmasını uyumlu hale getirme çabasıyla öne çıkar.
1954 Sözleşmesi, doğrudan kültürlerin yakınlaşması kavramına atıfta bulunmasa da bu kavramın gelişimine ve UNESCO’nun kültürlerin yakınlaşması yaklaşımının şekillenmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Sözleşmenin kültürlerin yakınlaşması ile ilişkisi, birkaç temel noktada incelenebilir.
İlk olarak, sözleşme kültürel mirasın evrensel değerini vurgulamaktadır. Sözleşmenin önsözünde, “her halkın kültürel mirasına verilen zararın, bütün insanlığın kültürel mirasına verilen zarar anlamına geldiği” ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, farklı kültürlerin mirasının eşit derecede önemli olduğunu ve insanlığın ortak mirası olarak korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu anlayış, kültürlerin yakınlaşması temelini oluşturan karşılıklı saygı ve anlayış ilkelerini yansıtmaktadır.
İkinci olarak, sözleşme kültürel mirasın korunması için uluslararası iş birliğini teşvik etmektedir. Bu iş birliği, farklı ülkeler ve kültürler arasında yakınlaşma ve etkileşimi gerekli kılmaktadır. Örneğin, sözleşmenin uygulanmasını denetleyen Hükûmetler Arası Komite, farklı ülkelerden gelen temsilcilerin bir araya gelerek kültürel miras konularında fikir alışverişinde bulunmasını sağlamaktadır. Bu tür platformlar, kültürlerin yakınlaşmasının geliştirilmesi için önemli fırsatlar sunmaktadır.
Üçüncü olarak, sözleşme kültürel mirasın korunmasını bir barış inşası aracı olarak konumlandırmaktadır. Sözleşmenin önsözünde, kültür mallarının korunmasının “uluslararası anlayışın geliştirilmesine ve dolayısıyla dünya barışının sağlanmasına katkıda bulunacağı” belirtilmektedir. Bu yaklaşım, kültürlerin yakınlaşmasının barış ve güvenliğin sağlanmasındaki rolüne işaret etmektedir.
Dördüncü olarak, sözleşme kültürel mirasın çeşitliliğini tanımakta ve korumaktadır. Sözleşmenin geniş kapsamlı kültür malları tanımı, farklı kültürlerin ve medeniyetlerin mirasını kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Bu yaklaşım, kültürel çeşitliliğin korunması ve kültürlerin yakınlaşmasının teşvik edilmesi arasındaki bağlantıyı vurgulamaktadır.
Son olarak, sözleşmenin uygulanması sürecinde ortaya çıkan pratik zorluklar, kültürlerin yakınlaşmasının önemini daha da belirgin hale getirmiştir. Örneğin, farklı kültürlerin kültürel miras anlayışları arasındaki farklılıklar, sözleşmenin uygulanmasında zorluklara yol açabilmektedir. Bu tür zorlukların aşılması, kültürlerin yakınlaşmasını ve anlayışın geliştirilmesini gerektirmektedir. 1954 tarihli Silahlı Bir Çatışma Hâlinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, doğrudan kültürlerin yakınlaşması kavramını kullanmasa da, bu kavramın gelişimine ve uygulanmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Sözleşmenin çeşitli maddeleri, kültürlerin yakınlaşmasını dolaylı olarak teşvik eden unsurlar içermektedir.
Sözleşmenin önsözünde yer alan “Her halkın kültürel mirasına verilen zararın, bütün insanlığın kültürel mirasına verilen zarar anlamına geldiği inancıyla...” ifadesi, kültürlerin yakınlaşması temelini oluşturan evrensel kültürel miras anlayışını yansıtmaktadır. Bu ifade, farklı kültürlerin mirasının eşit derecede önemli olduğunu ve insanlığın ortak mirası olarak korunması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu anlayış, kültürlerin yakınlaşması için temel oluşturan karşılıklı saygı ve anlayış ilkelerini yansıtmaktadır.
Sözleşmenin 1. maddesi, kültür mallarını geniş bir perspektiften tanımlamaktadır:
“Bu Sözleşme bakımından, menşe veya sahipleri ne olursa olsun, aşağıdaki mallar ‘kültür malı’ sayılacaktır:
a) Dinî veya lâik, mimari, tarihi anıtlarla sanat anıtları, arkeolojik değerlerdeki yerler, bütünü itibariyle tarihi veya artistik bir alâka arz eden yapı toplulukları, sanat eserleri, el yazmaları, kitap ve başkaca tarihi, artistik veya arkeolojik değer taşıyan eşya, keza yukarıda bildirilen servetlerden mürekkep bütün koleksiyonlarıyla önemli kitap, arşiv röprodüksiyon koleksiyonları ve emsali gibi milletlerin kültür mameleklerinde büyük önemde yeri olan menkul ve gayrimenkul mallar” (Resmî Gazete, 1965).
Bu geniş tanım, farklı kültürlerin ve medeniyetlerin mirasını kapsayacak şekilde tasarlanmıştır. Bu yaklaşım, kültürel çeşitliliğin korunması ve kültürlerin yakınlaşmasının teşvik edilmesi arasındaki bağlantıyı vurgulamaktadır.
Sözleşmenin “Yüksek Âkıd Taraflar, gerek kendi ülkeleri üzerinde gerek diğer Yüksek Âkıd Tarafların ülkelerinde bulunan kültür mallarıyla bunların korunma tesislerini ve civarlarındaki yerleri, silâhlı bir çatışma halinde bu eserleri tahribe veya bozulmaya maruz bırakabilecek maksatlar için kullanmaktan sakınmak ve bu mallara karşı her türlü düşmanca davranıştan kaçınmak suretiyle işbu mallara riayeti taahhüt ederler” ifadesini içeren 4. Maddesi, taraf devletlere kültür mallarına saygı gösterme yükümlülüğü getirmektedir (Resmî Gazete, 1965). Bu madde, farklı kültürlerin mirasına saygı göstermenin önemini vurgulamakta ve bu saygının sınırının olmayacağını belirtmektedir. Bu yaklaşım, kültürlerin yakınlaşmasının temelini oluşturan karşılıklı saygı ve anlayış ilkelerini desteklemektedir.
Sözleşmenin “Askerî Tedbirler” başlıklı 7. Maddesinde yer alan “Yüksek Akit Taraflar, barış zamanında, kendi silahlı kuvvetlerinin tüzük veya talimatlarına, bu Sözleşmeye saygı gösterilmesini sağlayacak hükümler koymayı ve silahlı kuvvetlerin mensupları arasında, bütün milletlerin kültür ve kültür mallarına saygı ruhu aşılamayı taahhüt ederler” ifadeleri taraf devletleri barış zamanında kültür mallarının korunması için gerekli önlemleri almaya teşvik etmektedir. Bu madde, kültürel mirasa saygının sadece sivil yaşamda değil, aynı zamanda askerî çevrelerde de teşvik edilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, kültürlerin yakınlaşmasının toplumun tüm kesimlerinde yaygınlaştırılması gerektiği fikrini desteklemektedir.
Sözleşmenin “UNESCO’nun Yardımı” başlıklı 23. Maddesinde açıklanan “Yüksek Âkıd Taraflar, kendi kültür mallarının korunmasını teşkilâtlandırmak veya işbu Sözleşme ve Tüzüğünün tatbikatından doğacak herhangi başka bir meseleyi halletmek üzere Birleşmiş Mületler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumundan teknik yardım talep edebilirler” ifadesinden de anlaşılacağı üzere UNESCO’nun kültür mallarının korunması konusunda teknik yardım sağlayabileceğini belirtmektedir. Bu madde, kültürel mirasın korunması için uluslararası iş birliğinin önemini vurgulamaktadır. Bu iş birliği, farklı ülkeler ve kültürler arasında yakınlaşmayı ve etkileşimi teşvik etmektedir.
1954 tarihli Silahlı Bir Çatışma Halinde Kültür Mallarının Korunmasına Dair Sözleşme, doğrudan kültürlerin yakınlaşması kavramını kullanmasa da, bu kavramın gelişimine ve uygulanmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Sözleşme, kültürel mirasın evrensel değerini vurgulaması, farklı kültürlerin mirasına saygıyı teşvik etmesi ve uluslararası iş birliğini desteklemesi bakımından kültürlerin yakınlaşması için önemli bir zemin hazırlamaktadır.
1954 Sözleşmesinin kültürlerin yakınlaşmasıyla ilgili maddeleri
Sözleşmede, kültürlerin yakınlaşmasını dolaylı olarak destekleyen çeşitli unsurlar bulunmaktadır:
1954 Sözleşmesi, doğrudan kültürlerin yakınlaşması kavramını kullanmasa da, bu kavramın gelişimine ve uygulanmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Sözleşme, kültürel mirasın evrensel değerini vurgulaması, farklı kültürlerin mirasına saygıyı teşvik etmesi ve uluslararası iş birliğini desteklemesi bakımından kültürlerin yakınlaşması için önemli bir zemin hazırlamaktadır.
1954 Sözleşmesi, UNESCO’nun kültürel miras konularındaki çalışmalarının temelini oluşturması bakımından önemlidir. Sözleşme, kültürel mirasın korunmasını uluslararası toplumun ortak sorumluluğu olarak tanımlayarak, kültürlerin yakınlaşması için gerekli olan karşılıklı saygı ve anlayış ortamının oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Kültürel Miras Diplomasisi ile ilgili akademik yayınlar ve etkinliklerle ilgili olarak bizden bilgi almak için üye olun.
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.